ANAYASAYI İHLAL SUÇU (TCK MADDE 309)

Anayasayı ihlal suçu TCK m. 309’da düzenlenmektedir. Bu suç kanunumuzda şu şekilde düzenlenmiştir:

1-Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.

2- Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

3- Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

KORUNAN HUKUKİ DEĞER

Kanunumuzun 302 ve diğer maddelerinde Anayasal sistemler içindeki unsurlar ayrı ayrı düzenlenmektedir. 309. Maddede ise Anayasanın bir bütün olarak korunması amaçlanmaktadır.

Korunmak istenen yarar anayasanın öngördüğü düzendir. Yani sadece anayasa tarafından kurulmuş organların korunması değil, anayasanın kurduğu bütün hukuki rejimin korunması amaçlanmaktadır.

Eklememiz gereken önemli bir nokta suçun anayasal düzenin değişmezliğini korumayı amaçladığının ileri sürülemeyeceğidir. Anayasal düzenin, yine Anayasada gösterilen hukuki ve demokratik yol ve yöntemlerle değiştirilmesi istenebilir. Bu yönde yasal eylemlerde bulunabilir. Suçla yasaklanan nokta, anayasal düzenin cebir ve şiddet yolu ile değiştirilmesine teşebbüs edilmesidir.

SUÇUN HUKUKİ NİTELİĞİ

Bu suç, siyasi iktidar düzenine karşı işlenen suçları yaptırıma bağladığı için “siyasi suç” olarak kabul edilir. Diğer yandan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m.3 uyarınca da bir “terör suçu”nu oluşturmaktadır.

FAİL

Herkes bu suçun işleyebilecektir. Fail devletin cebri

gücünü elinde bulunduran kamu görevlileri olabileceği gibi, kamu idaresi ve otoritesi ile herhangi bir ilişkisi bulunmayan kişi veya kişilerde işleyebilir.  Suçun oluşması bakımından failin vatandaş veya yabancı olmasının da herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

MAĞDUR

Anayasayı ihlal suçunun mağdurları bakımından da özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak, söz konusu suçu içeren maddenin düzenlendiği yer ve madde ile suçla korunan hukuki değer göz önünde bulundurulduğunda, bu suçun mağdurunun demokratik anayasal bir toplumda yaşama hakkına sahip olan her bir birey olduğu ortaya çıkmaktadır. Yine de toplum, devlet, aile gibi kurum ve organlar suçun mağduru olamazlar, suçun mağduru olabilecek kişiler ancak gerçek kişilerdir

FİİL

Suç cebir ve şiddet kullanılarak işlenebilmektedir. Akademik tartışmalarda cebir ya da şiddettin ikisinden birisinin bulunmasının yeterli olup olmadığı gibi tartışmalar yapılmışsada, ağırlıklı görüş aradaki “ve” bağlacının her ikisinin de bulunması gerektiği şeklinde olduğudur. Bu tartışma Yargıtay’a da sıçramıştır. Yargıtay kararlarında da cebir ve şiddet birlikte  geçmektedir.  Yani hukuka aykırı olsa dahi, bu hukuka aykırılık cebir ve şiddet kapsamına girmezse, bu suçun oluştuğu ileri sürülemeyecektir.

Cebir, maddi ve manevi zorlama anlamına gelmektedir.

Şiddet ise fiziksel güç uygulamasıdır. Fiziki gücün kullanılması kişiler ve eşyalar üzerinde olanaklıdır.

Bu suçun oluşması için, korunan hukuki değerin zarara uğraması tehlikesi, suçun oluşması için yeterli görülmüştür.

Bu tip suçlara ceza hukukunda tehlike suçu denilmektedir. Yani suçun oluşması için mutlaka suçla amaçlanan şeyin meydana gelmesi gerekmemektedir. O amaçla harekete geçilmesi ve eylemde bulunulması yeterli olmaktadır.

Failin tehlike doğurmaya elverişli şekilde hareket etmesi, suçun oluşması için yeterlidir.

Yargıtay kişinin mensubu olduğu silahlı örgütün, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını zorla değiştirip, yerine başka bir ilkeye dayalı sistem getirmek için gerçekleştirdiği silahlı saldırı, amaca uygun varlığı sürdürmek için güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girilmesi, anayasayı ihlal doğrultusunda hareket eden örgütün amacı doğrultusunda yapma, veya kişilerin kaçırılıp sorgulanması, araç yakma veya öldürmeye teşebbüs, örgüt talimatının eylemi gerçekleştirecek kişilere iletilmesi gibi eylemlerin m. 309’daki Anayasayı ihlal suçunu oluşturmaya yeterli ve elverişli olduğunu ifade etmiştir.

 MANEVİ UNSUR

Anayasayı ihlal suçu, genel kastla işlenir. Bu suçun oluşabilmesi için failin Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırma, bu düzen yerine başka bir düzen getirme ya da bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme irade ve isteğiyle hareket etmesi gerekir.

Anayasayı ihlal suçu, amaç suçudur. Yani bunun için asıl neticeye bağlı olarak gerçekleşen diğer neticeler bu suçun işlenmesinde araçtır. Dolayısıyla anayasayı ihlal suçu, doğrudan kastla işlenebilen bir suçtur.

Failin gerçekleştirmek istediği sonucun anayasaya aykırı olup olmadığını bilip bilmemesi de bu suçun oluşmasına etki etmez.

KOVUŞTURMA VE GÖREV

Suçun Soruşturma ve kovuşturması re’sen Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülür. İddianameyle dava açılır.

Yargıtay, suçtan doğrudan zarar gördüğünde idarenin davaya katılabileceği görüşündedir.

SUÇUN YAPTIRIMI

Bu suçun yaptırımı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Maddenin 3.fıkrası hükmü uyarınca, bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla özel hukuk tüzel kişileri hakkında TCK md. 60’da öngörülen bunlara özgü iznin iptali ve müsadere güvenlik tedbirlerine hükmolunulur.

DAVA ZAMANAŞIMI

TCK md.66/1-a uyarınca, bu suçun dava zamanaşımı süresi 30 yıldır. Aynı maddenin 7. fıkrası uyarınca, bu suçun yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.

Etiketler: ,
Av. Ozan Kayahan
Av. Ozan Kayahan

Avukat Ozan Kayahan 1973’de İzmir’de doğmuştur. 1999 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Askerlik görevini 2001 yılında kısa dönem olarak tamamladı. 2001–2005 yılları arasında farklı hukuk bürolarında avukat olarak çalıştı. 2004 yılında İstanbul'a yerleşti. 2005 yılında Kayahan Hukuk Bürosunu kurdu. 2005 yılından bu yana Kayahan Hukuk Bürosunda kurucu avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir. Kaleme aldığı ve ülkemizde yaşanan hukuksal sıkıntıları konu alan pek çok makalesi değişik yayın organlarında yayımlanmıştır. Avukat Ozan Kayahan, hukuki savunmalarında yasaların tam anlamıyla ve tavizsiz uygulanması prensibini benimsemiştir. Bilhassa yasa uygulayıcılarının, uygulanması gereken yasayı orantısız bir takdir hakkı ile uygulamasına karşı her zaman etkili ve dik duruş göstermektedir.

0 yorum

Cevapla

Tartışmaya katılmak mı istiyorsunuz?
Katkıda bulunmak için çekinmeyin!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir