HÜKÜMETE KARŞI DARBE SUÇU (TCK MADDE 312)

Hükümete karşı suç, TCK madde 312’de şu şekilde düzenlenmiştir:

Hükûmete karşı suç Madde 312- (1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.

Korunan Hukuki Yarar

Devlet egemenliği kullanıcı en üst siyasi iktidarın sahibi ve kullanıcısıdır. Siyasi iktidar, ülkedeki insanlar için bağlayıcı kararlar alabilme, toplumdaki davranışları denetleyebilme ve gerektiğinde zora başvurarak uygulayabilme yetkisini ifade eder.

Bu suçla korunan hukuki değer, egemenlik unsurunu meydana getiren üç güçten yönetim gücünü temsil eden hükümetin, ortadan kaldırılması veya işlevini yerine getirmesinin engellenmesini önlemektir. Böylece hükümetin (Bakanlar Kurulu’nun) Anayasa’da belirlenen şekli ile görevini yerine getirmesi temin edilmeye çalışılmaktadır.

Anayasamız 8. Maddesinde bu amaç “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” şeklinde açıkça belirtilmiştir.

Bu madde ile hükümet veya Bakanlar Kurulu’nu bütün olarak korur. Dolayısıyla bir Bakan’ın veya ayrı ayrı bakanlar bu madde kapsamına girmeyecektir. Ancak Başbakan’ın görevlerini icra etmesinin engellenmesi halinde hükümete karşı suç işlenmiş olduğu kabul edilir.

Maddi Unsurlar

Fail

Hükümete karşı suçun faili herkes olabilir. Bu bakımdan belli nitelikler aranmamıştır. Kamu görevlisi olmak veya olmamak suç açısından herhangi bir fark meydana getirmemektedir.

Fiil

Kanunumuzda hükümete karşı suç bakımından cezalandırmayı gerektirecek fiil, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmektir.

Ortadan kaldırma, hükümetin düşürülmesini, görevlerini yapmasını engellemek ise hükümeti çalışamaz hale getirmektir. Bunlar cebir ve şiddet kullanılarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Diğer anayasal kurumlara karşı gerçekleştirilen suçlarda olduğu gibi bu suçta da cebir ve şiddet eylemlerinin her ikisini de içermesi gerekmektedir.

Hükümete karşı suçun oluşabilmesi için cebir ve şiddet eylemlerinin, hükümetin ortadan kaldırılması veya görevlerini kısmen ya da tamamen yerine getirmesini engellemeye elverişli ve belli bir ağırlıkta olması gerekmektedir. Kanun bu niteliğe sahip cebir ve şiddet eylemlerinin icrasına başlanmasını suçun oluşumu için yeterli görmüş, sonucun gerçekleşmesi şartını aramamıştır. Bu suçun da dolayısıyla tehlike ve teşebbüs suçu olduğunu söylememiz mümkündür. Yani suçun oluştuğunu söyleyebilmek için suçun tamamlanmasına gerek olmayıp, suçun icrasına başlanması yeterli gelmektedir.

“Yargıtay bu madde ile ilgili bir kararında ““Hükümete Karşı Suç nedeniyle açılan davada, Bir kısım sanıkların Türk Silahlı Kuvvetlerinin yasal hiyerarşik yapılanması dışında, ayrı bir teşkilat ve hiyerarşik yapılanmaya gidilerek, serbest demokratik seçimlerle iş başına gelmiş siyasi iktidarı hükümetten uzaklaştırma amacıyla kara, deniz ve hava unsurlarının tam bir işbirliği ve eylemli paylaşım anlayışı ile hareket ettikleri gözetilmelidir.

Amaç suçun icrasına yönelik faaliyetlerin içerisinde oldukları tespit edilen sanıklar arasında amaç suça gösterilen biçimde iştirak bakımından bir ayırıma gidilmeyip, asli fail olarak sorumlu tutulmalarında bir isabetsizlik görülmemiştir.

Balyoz Güvenlik Harekat Suga Harekat ve Oraj Harekat Planlarının kurgulanmış, asılsız ve sahte olduğu savunmasının dosya kapsamına ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu gözetilmelidir.

Mütemadi bir suç olan ittifak suçunda, suç tarihi temadinin kesildiği tarihtir. Buna göre; gerçekleştirilen ittifak sonrasında bir kısım sanıklarca başlatılan icra hareketlerinin elde olmayan nedenlerle tamamlanamadığı somut olayda, icra hareketlerinde bulundukları kesin olarak saptanamayan bir kısım sanıkların ittifak halinin de, aksi kanıtlanmadığı sürece; icra hareketlerinin yarıda kaldığı bu aşamaya kadar temadi edeceği kabul edilmelidir. Olaydaki ittifakın; birleşen iradeleri, hususi ve elverişli vasıtaları, gizliliği ve maddi olgularla belirlenme ölçütünü koruyacak biçimde soruşturmanın başlangıcına kadar temadi ettiğinin kabulü, hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu durumda, “Hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme” suçunu işlemek üzere oluşan ittifaka dahil olup da bu yönde icrai bir faaliyette bulunmayan bir kısım sanıkların soruşturmanın başlamasından evvel bu ittifaktan çekilmiş olduklarının kabulü gerekir. Bu durumda suç için anlaşma suçunun sanıklar açısından lehe olduğu kabul edilmelidir.

Konusu suç teşkil eden emrin hiçbir suretle yerine getirilmeyeceğine ve yerine getirenin sorumluluktan kurtulamayacağına dair anayasal düzenlemenin istisnalarından birinin de “askeri hizmetlerin görülmesi” olduğu ve istisnanın “kanunla gösterilmesi” gerektiği anlaşılmaktadır. Sanıklara yüklenen suçun “askeri hizmetlerin görülmesi” kapsamında bulunmadığı açıktır. Suçtan doğrudan zarar görmeyenlerin davaya katılmalarına karar verilerek lehlerine vekalet ücreti tayin edilmesi,Adı geçen sanığın baba ve koca olmadığı gözetilmeden, hapis halinin sona erdirilmesine kadar babalık ve kocalık sıfatının verdiği hakları kullanmaktan mahrumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.” Demiştir.

Manevi Unsur

Hükümete karşı suçun, manevi unsuru kast olup, taksirle işlenmesi mümkün değildir.

Hukuka Aykırılık

Hükümete karşı suç açısından, hukuka uygunluk sebebi bulunmamaktadır. Yalnızca TCK m.26’da hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenen hakkın kullanılması, anayasal bir kurum olan güvenoyu mekanizmasıyla hükümetin düşürülmesi bakımından akla gelebilmektedir. Ancak bu mekanizmanın da doktrinde ve yargı kararlarında tartışıldığını ve bu suç açısından hukuka uygunluk sebebi olamayacağı şeklinde değerlendirildiğini ifade etmemiz gerekmektedir. Hükümete karşı suç bakımından TCK’da düzenlenen ve failin eylemini hukuka uygun hale getiren bir nedenden bahsetmek mümkün görünmemektedir.

Kovuşturma ve Yaptırım

Hükümete karşı suç, şikâyete bağlı suçlardan değildir. Dolayısıyla bu suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma re’sen yapılır ve iddianameyle dava açılır.

TCK m.13/1-b gereği bu suçun vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi hâlinde Türk kanunları uygulanacaktır. Bu durumda  yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanı’nın talebi üzerine Türkiye’de yargılama yapılacaktır (TCK m.13/2).

Hükümete karşı suçu işleyenler hakkında TCK’da öngörülen yaptırım, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. TCK 312/1’ de düzenlendiği üzere, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3. maddesi, uyarınca hükümete karşı suç terör suçudur.  . Aynı kanunun 5. maddesinin 1. fıkrasında terör suçlarını işleyenler hakkında ilgili kanunun belirlediği cezaların yarı oranında artırılarak verileceği düzenlenmektedir.

Hükümete karşı suç için görevli mahkeme, 5235 sayılı kanunun 12. maddesi gereği ağır ceza mahkemeleridir. Bu suç hakkında öngörülen dava zamanaşımı süresi TCK m.66/1-a gereğince otuz yıldır. Ancak bu suçun yurt dışında işlenmesi hâlinde dava zamanaşımı uygulanmayacaktır.

 

Etiketler: , , ,
Av. Ozan Kayahan
Av. Ozan Kayahan

Avukat Ozan Kayahan 1973’de İzmir’de doğmuştur. 1999 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Askerlik görevini 2001 yılında kısa dönem olarak tamamladı. 2001–2005 yılları arasında farklı hukuk bürolarında avukat olarak çalıştı. 2004 yılında İstanbul'a yerleşti. 2005 yılında Kayahan Hukuk Bürosunu kurdu. 2005 yılından bu yana Kayahan Hukuk Bürosunda kurucu avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir. Kaleme aldığı ve ülkemizde yaşanan hukuksal sıkıntıları konu alan pek çok makalesi değişik yayın organlarında yayımlanmıştır. Avukat Ozan Kayahan, hukuki savunmalarında yasaların tam anlamıyla ve tavizsiz uygulanması prensibini benimsemiştir. Bilhassa yasa uygulayıcılarının, uygulanması gereken yasayı orantısız bir takdir hakkı ile uygulamasına karşı her zaman etkili ve dik duruş göstermektedir.

0 yorum

Cevapla

Tartışmaya katılmak mı istiyorsunuz?
Katkıda bulunmak için çekinmeyin!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir